Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla...
• 6.6.2008 - EFENDİMİZ'DEN ÖĞÜTLER VE BİR DUA...
Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur: Altı şey güzeldir. Fakat şu altı sınıf insanda daha güzeldir.
- Adalet güzeldir, fakat ümerada (idarecilerde) daha güzeldir.
- Cömertlik güzeldir, fakat zenginde daha güzeldir.
- Verağ (haram olduğu şüpheli olan şeylerden kaçınmak) güzeldir, fakat âlimlerde daha güzeldir.
- Sabır güzeldir, fakat fakirlerde daha güzeldir.
- Tövbe güzeldir, fakat gençlerde daha güzeldir.
- Haya (utanmak) güzeldir, fakat kadınlarda daha güzeldir.
Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur: Bana 6 şeye titizlikle uyacağınıza dair söz verin, ben de size cennete gireceğinize dair söz vereyim...
- Konuştuğunuz zaman asla yalan söylemeyin.
- Söz verdiğinizde sözünüzden dönmeyin.
- Size bir şey emanet edildiğinde emanete hıyanet etmeyin.
- Gözünüzü haramdan sakının (harama bakmayın).
- Elinizi (haramlardan) çekin.
- İffet ve namusunuzu koruyun!
Arkadaşlarım nette dolaşırken aşağıdaki dua ile karşılaştım. Ne kadar içten yazmış kardeşimiz. Allah razı olsun. Hep birlikte amin diyelim.
***
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm Bismillâhirrahmânirrâhîm
Elhamdülillâhi rabbil âlemîn, essalâtü vesselâmü alâ rasûlinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmeîn.
YA İLAHİ!
Semadan yeryüzüne indirdiğin yağmur taneleri adedince, yeryüzünde yarattığın ağaçların ve çiçeklerin yaprakları adedince, denizlerdeki kumlar adedince, Sevgili Peygamberimiz Muhammed'e salat eyle! Hem öyle bir salat eyleki o salat bütün her şeyi aşsın.
Yâ ilâhel âlemîn ve yâ ekramel ekramîn ve yâ erhamerrahimîn, kalplerimizi Kur’an ve iman nurlarıyla nurlandır yâ rabbî. Niyetlerimizi halis eyle, bizlere tam ihlas ve kamil iman nasib eyle. Günahlarımızı affeyle, bize merhamet eyle, bizi her türlü azaptan muhafaza eyle YâRabbî.
Senin büyüklüğünü, bizim küçüklüğümüzü bize her zaman duyur YâRabbî. Seni daima yanımızda hissettir, yüzümüzü sana çevir, sana kulluk ettir, senden istet, senden başkasına el avuç açtırma YâRabbî.
Dualarımızda bizi samimi eyle, çok dua eden, çok tevbe eden, duası ve tevbesi kabul olan kimselerden eyle Yâ Rabbî.
Yâ Azîm, Yâ Kerîm, bütün mülk senindir. Yer senin, gök senindir. Senin her şeye gücün yeter. Bizler gayet aciziz. Sen bize güç vermezsen biz güçlü olamayız, sen bize yardım etmezsen bizler hiçbir şey yapamayız. Elimizi kaldırmamız, yürümemiz, çalışmamız, yiyip içmemiz, hep senin kudretinle oluyor. Bize kalsaydı bunların hiçbirini beceremezdik. Bütün güç senindir. Yer-gök senin elindedir. Senin istediğin şekilde yaşamaya çalışırken bizleri güçsüz bırakma YâRabbî.
İradelerimize fer ver, kalplerimize derman ver, gönüllerimize inşirah ver, sinelerimize genişlik ver YâRabbî.
YâRabbî, senin üzerimizde o kadar çok nimetin var ki, ne kadar şükretsek azdır. Bizi müslüman olarak yarattığın ve müslüman olarak yaşattığın için sana kainattaki varlıklar adedince şükürler olsun YâRabbî.
Bizleri müslüman olarak ölmeye muvaffak eyle. İmanla yaşat, imanla öldür YâRabbi. Bizlere verdiğin nimetlerin hakiki şükrünü eda etmeye bizleri muvaffak eyle. Şükrünü eda edemediğimiz nimetlerden dolayı da bizleri hesaba çekme YâRabbî.
Bizlere verdiğin bu hayat ve iman nimetine karşılık, senin dinini yaşamayı ve senin yolunda hizmet ederek, mübarek adını dünyanın her tarafına duyurmayı bize kolay eyle YâRabbî.
Senin adının bütün gönüllerde duyulması işinde bizleri kullan YâRabbî. Bu işi yaparken, yerde ve gökte bizler için sevgi yarat, herkes bizi sevsin Yâ Rabbî.
Bizi, gerçekten iman etmiş olan, güzel ve salih ameller işleyerek kendisini sevdiğin ve sevdirdiğin kullarından eyle. Bu mübarek hizmetlerin her tarafta boy atıp gelişmesini nasib eyle. Bizlere hizmetten başka bir gaye edindirme YaRabbi.
Dinimizi, milletimizi, hizmetimizi daima payidar eyle. Bu güzel hizmetleri başlatanlardan, devam ettirenlerden, şu anda da devam ettirmekte olanlardan ebediyyen razı ol YâRabbî.
Onlar hürmetine bize de ömrümüzün sonuna kadar hep hizmet ettir. Yine onlar hürmetine bizi affeyle, bizi onların şefaatine nail eyle, bizi onlarla beraber haşr ve neşreyle. Ailemizi, akrabalarımızı, milletimizi onlar hürmetine cennetlik eyle Yâ Rabbî.
Senin yolunda hizmet etmek bizim için, bir lütuftur, bir şereftir, en büyük makam, en büyük payedir. Bu şerefi, bu lutfu bizden alma, bizlere bu payenin hakkını vermeyi nasib eyle YâRabbi.
YâRabbî, bizlere dünyada da ahirette de hep güzellikler ver, bizi azaptan koru, bize gücümüzün üstünde yük yükleme, bizi çok zor imtihanlarla imtihan etme YâRabbî. Bizi annelerimizi, babalarımızı ve bütün mü’minleri hesap gününde affet YâRabbî.
Kalplerimizi hep sana açık eyle. Kardeş, dost, muhib, taraftar ve sevenlerin kalp ve gönüllerini sana aç Yâ Rabbî. Bizi işlerimizde, hizmetlerimizde, sıkıntılı anlarımızda yalnız bırakma, rahat anlarımızda da seni unutturma YâRabbî.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hürmetine, O’nun şanlı sahabisi hürmetine, senin dostların olan evliya ve asfiya hürmetine, büyüklerimiz hürmetine bu duamızı kabul eyle.
Ve sallallahu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmeîn, velhamdü lillâhi rabbil âlemîn EL-FATİHA. |
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 31.5.2008 - DİNMEYEN GÖZ YAŞIMIZ VE DÜNDEN BUGÜNE BAŞÖRTÜSÜ
Ey benim güzel ülkem nereye böyle? Nereye ne girdaplara sürüklüyorlar seni? Yazıklar olsun provagatörlere… İnsanın zerre kadar hakkını helal edesi gelmiyor böylelerine. Allah’ın örtüsü her yerdedir. Her yerde olmalıdır. Özgür ve serbest olmalıdır. Allah’ın koymuş olduğu kuralı kim, ne kadar, nereye kadar değiştirebilir? Değil Allah’ı, Peygamberlerini, Meleklerini, Rabbimizin indirmiş olduğu kıymetli kitabı Kur’an-ı Kerim’den bir ayeti inkâr etmek dahi bir insanın dinden çıkmasına kâfidir.
Düşünsenize o mübarek kitabı Rabbimiz bize yol gösterici kılavuz olarak hediye eyledi. Meailini, tefsirini açıp okuyarak anlamaya çalıştın mı ki Allah’ın örtüsünü dışlıyorsun bire insan!!!
Dinde zorlama yoktur bunu pek âlâ biliyoruz. O zaman neden bizler zorlanıyoruz? Örtü bir ibadettir Ey insanlar neden açtırmak için zorluyorsunuz? Beni neden ibadetimden ayırmak istiyorsunuz? Allah bu yaptığınıza razı gelir mi? Çok üzülüyorum Allah’ım içim pare pare… Kor var, yüreciğimin ta ortasında yanıyor. Sönmüyor, sönmeyecekte…
Allah için taktığım örtümü hangi güç açabilir? Hangi el açabilir? Ben O‘nun için örttüysem başımı, örtüme kimin eli dokunabilir?
“Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım! Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım. Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım” …
Demiş ki biri “Allah saçı insanlara, örtsünler diye vermemiştir. Eğer öyle olsaydı saç vermezdi.” Ne kadar da komik… Daha ne kadar saptıracaksınız? Daha nasıl saptırabilirsiniz? Allah’ın bizi Yaratan Rabbimizi bir an olsun incitme ihtimalini düşünmez mi yüreğin bunları savunurken, konuşurken? Sızlamaz mı kalbin? En sevdiğini kırmaktan bu kadar korkarken SEN!!! Eşinin, annenin, babanın, arkadaşının, evladının, kardeşinin üstüne titreyen SEN!!! Onları kırmaktan çekinirken SEN!!! Rabbini nasıl olurda düşünmezsin? Bu cümleleri sarf ederken bu ne cürettir Allah’ım. Ne kadarı doğrudur düşüncelerimizin? Savunurken bunca yaptıklarımızı ne kadarını araştırmışızdır?
Affedersiniz ama örneğin Allah bayanlara göğüs de vermiştir. O zaman Allah vermiş diye kapatmayalım mı? Bu organı şehvet için mi vermiştir? Bebeğin rızkını annenin göğsüne koymuş Rabbim. Olmazsa çocuk nasıl rızıklanacak?
Önceden yayınladığım yazıda “Nitekim Nur suresindeki “Kadınlar başörtülerini yakalarının üzerinden iyice bağlasınlar...” ayeti inince, onların erkekleri bu ayetleri okuyarak eve döndüler. “Bu erkekler eşlerine, kızlarına, kız kardeşlerine ve hısımlarına bu âyetleri okudular. Bu kadınlardan her biri etek kumaşlarından, Allah'ın kitabını tasdik ve ona iman ederek başörtüsü hazırladılar.” Bu ne imandır Yarabbi.
Biz ki eteğimize, üstümüze, başımıza uydurmaya çalışırken örtüyü Onlar gerçek ibadet için eteğindeki kumaşı örtüye çevirmişler. Bu ne teslimiyettir. Burada örtünün bir simge, bir idol olmadığını bir kere daha görüyoruz. O zaman neden bugün ellerinde bayraklarla insanlar simgeymiş gibi lanse ediyorlar? O ellerindeki bayraktaki ay Allah’ı, Yıldız Efendimizi (SAV) kırmızı ise şehitlerimizin kanını simgeliyor. Ama gel gelelim örtüyü kaldırtmaya çalışıyorlar. Yani Allah’ın koymuş olduğu kuralı. Birbirine çok tezat…
Öte yandan İstanbul Üniversitesinde okuyan bir kız arkadaşımız diyor ki: “ O diyor şırınga ile kadınların bacaklarına kezzap enjekte eden kişi gibi bende onların örtülerine enjekte edip kezzapla yakmak istiyorum diyor. Bu ne düşmanlıktır Yarab! Yazıklar olsun bizi bize düşüren zihniyetlere. Dar görüşlere.
Biri diyor ki konuşmada, bir konuk Atatürkçülüğü dinmiş gibi düşünmeyin. Bunu dinmiş gibi lanse etmeyin ve savunmayın. Bunu söylerken bir kız arkadaşımızı gösterdiler görüntüde öylesine nefret dolu gözleriyle bakıp söyleniyordu ki yerinden, hayretler içerisinde kaldım. Kısık kısık gözleriyle nasılda bakıyordu. Yanımızda örtüyü yerden yere vuruyorlar, tv’lerde her yerde. O kadar çok üstümüze geliyorlar ki taş olsa çatlamaz mı?
Her Pazar Star Tv’de çıkan tam bir örtü düşmanı hanım var. Tv’de görüntü çekmişler neymiş İranlılara benzeme durumu mevcutmuş. Ya pes vallahi pes! Gösterdikleri görüntü de ne biliyor musunuz yolda farklı yerlerde çekilmiş kapalı hanımların görüntüleri. Birkaç tane. Oradan konuk abide dedi. Yani şurada iki tane kapalı görmeye bile tahammülünüz yok.
Anıtkabir’de yapılan yürüyüşte kapalı bir abla vardı. Ordan bir hanım nasılda bağırdı “senin ne işin var burada!” Kadıncağız şaşırdı beni dedi arkadaşlarım getirdi. Ben misafirim. Sen ve senin gibiler dedi giremezsiniz buraya. İstemiyoruz sizi burada. Gidin dedi. Madem geleceksin çıkart örtünü başından gel dedi. Fe subhanallah. Orası nitekim bir kabristan. Kabristana bıraktığın çiçek sadece üstte ve kuruyuncaya kadar kalan bir güzelliktir ama bunun alt tarafıda var. Dua etmek lazım gelir. Lakin tüm ölmüşlerimizin buna ihtiyacı vardır. Kabristanı sadece gezmek için gidemeyiz ve giderken de örtüsüz gitmeyiz. Sen oraya gidip bağırıp çağırdıktan sonra, gezmeye gittikten sonra, çelenk bıraktıktan sonra yaptıklarının bir anlamı var mı? Ölmüşün sevap hanesine yazılan bir sevap var mı? Örtülü bir insanı oradan kovmaya kimin ne hakkı var?
Bu yazıyı birgisayarıma karalamışım kalmış. Sizlerle paylaşmak istedim. Siz ne düşünüyorsunuz?


Ağzımızı ne kadar kapatsanızda yüreğimizi asla susturamayacaksınız...

Bir kişi yetmez tartaklamak için. Birkaç kişi şöyle bir sarsmalı da aklı başına gelsin. Çıkarsın örtüsünü okula öyle girsin. Dimi?

Burda başından aldıkları gibi...

Yada oturup ağlayacaksın çaresizliğine...
Neler yaşandı, neler oldu? Dünden bugüne neler yaşadı bu örtü... Ne joblar yedi sırf bir örtü için. Haftalarca o jobun acısı gitmedi vurulan yerden... Ekran başında hep ağlamıştım yaşlı teyzemi polis yerde sürüklerken... Onun annesi yok muydu acaba? Nasılda kıymadan vuruyordu, tekmeliyordu yerde yatan teyzemi... Onun kardeşi yok muydu acaba? Nasılda joblayıp, sürüklüyordu kardeşimi? Bazen haksızlık gördüğümde en çok sevindiğim şey bir adalet gününün bizi beklemesi... O zaman görecekler hatalarını ama iş işten geçmiş olacak. Elbette hepimiz göreceğiz ama onlar inkarlarının ne kadar sapkınca bir hareket olduğunu görecekler inş.
Ben artık birşey diyemiyorum düğümleniyor boğazım, dolaşıyor parmaklarım. Allah affetsin bizleri bu hale getirenleri ne diyelim............. |
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 20.5.2008 - SAHABE VE AŞK
BİR AŞK
Medine'nin kadınları hem güler yüzlü, hem de güzeldirler. Ancak Hifa Hatun başka güzeldir ve bambaşka gülümser. Öylesine sıcakkanlı ve öylesine samimidir ki kadınlar onu canları gibi severler. Oğlu, abisi, erkek kardeşi olanlar akraba olmaya kalkar, hatta bazıları beylerine ister. Onu ciddi ciddi sıkıştırır, araya hatırlıları koyup, izdivaç teklif ederler.
Hifa Hatun'un methi hızla yayılır ve çoook uzaklara gider. Bırakın hekimleri, tüccarları, vezirler, sultanlar sıraya girer. Ancak o Necaşi gibi bir İmparatoru bile reddeder sadece ve sadece Allah'ın rızasını diler.
Ama taliplerin ardı arkası kesilmez. Kimi ayaklarına halılar serer... Kimi cevahirler döker... Yüz kızıl tüylü deveyi getirip kapısına bağlayanları mı sorarsınız, yoksa saray anahtarlarını önüne atanları mı?
Hifa Hatun bütün bunlara dönüp bakmaz bile, Efendimizin huzuruna çıkıp 'Ey Allah'ın Resûlü' der, 'bana cennete götürecek bir şeyler öğretsene.' Doğrusu o, Peygamber Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) 'gündüzleri oruç tut' ya da 'geceleri namaz kıl' gibi bir tavsiyede bulunacağını sanır ama Server-i Kâinat 'Önce evlenmen lâzım' buyururlar 'zira bununla dininin yarısını emniyete alırsın!' Hifa, büyük bir teslimiyetle boynunu büker ve 'siz kimi münasip görürseniz ben ona razıyım' der.
Mâlum, o sıradan bir hanım değildir ve onu nikahına alacak erkeğin de 'özel' olması gerekir. Lâkin Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ne kimseye ümid verir, ne de kimsenin ümidini kırar. Her zamanki gibi basit ve pratik bir çare bulur 'yarın sabah mescide ilk gelenle evlen' buyururlar. Bu teklifi herkesin hoşuna gider, talipler erken kalkmak için tedbirler düşünür, kendilerince hazırlık yaparlar.
Bu haberi elbette Hazret-i Suheyb de duyar ama dikkate almaz. Zira o fakir ve kimsesiz biridir. Evi yurdu yoktur ve karnını zor doyurur. Kah ağaç altlarına uzanır, kâh mescid gölgelerine kıvrılır. Uzun boyuna rağmen o kadar zayıftır ki, rüzgar sert esse ayaklarını yerden kaldırır.
Ama bakın şu işe ki o gece Allahü teâlâ bütün sahabelere derin bir uyku verir, Hifa Hatun'un talipleri gözlerine çöken ağırlığa yenilirler. Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) her zamanki gibi imsak sökerken mescide gelir ve büyük bir merakla talihli sahabeyi bekler.
Nitekim mescidin eşiğinde bir gölge uzar ve Süheyb içeri girer. Resulullah Efendimiz namazdan sonra Hifa Hatunu çağırtıp neticeyi bildirir. Hazret-i Hifa büyük bir teslimiyetle kabul eder.
Efendimiz güzel bir hutbe okur ve nikah akidlerini yaparlar. Sonra şanslı sahabeye döner 'Ey Süheyb' buyururlar, 'şimdi hanımına bir hediye al ve tut elinden evine götür.'Suheyb Radıyallahu anh ellerini çaresizlikle iki yana açar. 'İyi ama' diye mırıldanır, 'benim ne bir dirhem gümüşüm, ne de sığınacak evim var.'
Hifa Hatun kocasının boynunu büktürmez, ona içinde on bin dirhem gümüş olan süslü bir heybe gönderir ve 'filanca yerdeki köşkümü sana hediye ettim' der. Alemlerin Efendisi çok hislenir onlara hayır dualar ederler.
Süheyb, o gün Medine sokaklarında dolanır durur, akşama doğru utana sıkıla konağa sokulur. Kendisi için hazırlanan muhteşem sofradan ya bir, ya iki hurma alır ve 'Ya Hifa' der, 'biliyorum sen benim için bulunmaz bir nimetsin, ben ise senin için sadece mihnetim. Ben şükretsem gerek, sen sabretsen gerek. İster misin şu geceyi taat ve ibadetle geçirelim zira Efendimiz (Sallallahü aleyhi ve sellem) 'Cennette yüksek bir çardak vardır.
Orada yalnız şükredenlerle sabredenler otururlar.' buyurdular.
Ve öyle de yaparlar. Seccadelerini gözyaşları ile ıslatır, kalplerini zikr ile aydınlatırlar. Cebrail Aleyhisselam olup biteni Resulullah Efendimize anlatır ve onları Allahü teâlânın cenneti ve cemaliyle müjdeler.
Ertesi sabah, namazdan sonra Efendimiz Suheyb'i yanlarına oturtur 'Ey Süheyb' buyururlar 'geceki halini sen mi anlatırsın ben mi anlatayım?' Süheyb gözlerini kucağına indirir, zor duyulan bir sesle 'Allahın Resulü en iyisini bilir' cevabını verir.
Efendimiz onlara 'ne mutlu size' gibilerinden bakar, 'İkiniz de cennetliksiniz' buyururlar, '... ve Allahü teâlâyı göreceksiniz!' Süheyb derhal secdeye kapanır ve 'Ya Rabbi!' diye yalvarır, 'o ki beni mağfiret ettin, günahlara bulaşmadan canımı al!'
Allahü teâlâ bu yanık duayı kabul eder, Suheyb, secdede kalakalır. Mescidde bulunanlar ağlamaklı olurlar. Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) 'Size daha şaşılacak bir şey söyliyeyim mi? Şu anda Hifa Hatun da ruhunu Hakka teslim etti' buyururlar.
Namazlarını, yüzü suyu hürmetine yaratıldığımız o yüce Server kıldırır. İkisini yanyana toprağa bırakırlar. Baş uçlarına küçük bir tahta çakar. Birine 'Şükredenlerden Suheyb' yazarlar, öbürüne 'Sabredenlerden Hifa!'... |
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 13.5.2008 - CEP TELEFONU İLE NASIL KONUŞULMALI?
• 13.5.2008 - Ben anneme baktım, Rabb'im de bana baktı!..
|
Avrupalılar yirmi yaşlarına gelince kendilerine iş bulurlar, ev bulurlar, anne-babalarını terk edip giderler. Bu sebepten Avrupa'da aile dağılmıştır ve Avrupa medeniyeti çöküşün eşiğindedir. |
|
Ancak, aileler, milletin çekirdeğidir. Çekirdekleri ezersek, bir daha yeşeremez. Ezilense çekirdek değil, koca bir ağaçtır...
Anne, baba, çocuk, eş... Dinimize göre bunlar, Allah'ın emanetidir. Bu emanetlerin hukukunu hiçe sayan, Allah'a hıyanet etmiş olur, belki de gazabına uğrar!
Peygamberlerin de anne-babaları vardı. Peygamberler anne babalarından üstündür; buna rağmen her peygamber anne-babasına hürmet etmiş, onların hizmetine koşmuştur.
Ömrün uzayıp kısalması Allah'a aittir fakat bildiğimiz bir gerçek var: Ana-babaya iyilik edenin ibadeti artar. Kişi az bir ömürde çok ibadet eder, bol sevap kazanır. Böylece kişinin ömrü bereketlenir.
Asr-ı Saadette bir müşrik, Peygamberimizin yanına gelir, "Ben Müslüman olmak istiyorum" der. Peygamber Efendimiz, o kişiye şahadet getirtir. Adam sorar, "Müslüman oldum, şimdi ne yapacağım?" Peygamberimiz, "Savaş var, savaşa katıl." der. Adam savaşa girer girmez orada şehit olur. Bizim yüz senede gelemeyeceğimiz mertebeye, o kişi sadece bir "an"da gelmiş oldu.
Yani ömür sene olarak uzar mı uzamaz mı bilmiyoruz amma, sevaplar ömrü bereketlendirir.
Erzincan'daki evimiz büyük bir avlunun içindeydi. Gece avlu içinde giderken, gaz lambası kullanırdık. Ben de pilli fener aldım. Annem, feneri kullanınca o kadar dua etti ki... Hayatın tadı tuzuydu anamın duaları... Aldığım şey beş kuruşluktu; ama annem çok sevinmişti.
1939 Erzincan depreminden sonra, anneme psikolojik bir hastalık geldi. Çok zor günler geçirdi. Onu bazen sırtlayarak, bazen bisikletime bindirip doktora götürürdüm. Bu yaptığım işlerin bütünü annemi çok mutlu ederdi. Annemin çok duasını aldım. Bu duaların hayatım boyunca bana destek olduğunu hissetmişimdir. Annem bana "Boş keseye el sokmayasın" diye dua ederdi. Ömrüm boyunca geçim sıkıntısı çekmedim. Şunu demek istiyorum; ben anneme baktım, Rabb'im de bana baktı! Pek çok tecrübelerle görülmüştür ki, anne-babasına hürmet eden, daha güzel bir hayat yaşamıştır. Allah her şeyi görüp biliyor. Anne-babasına iyi davranana Allah mutlaka lütfeder. O hürmet olmasa, insanlık yerlerde sürünür. Türkiye'de yaşlı, hasta, bakıma muhtaç yüzlerce ana baba var. Bu insanlar sokağa atılsa, milletin hali ne olur?
Ebeveyne hizmet, insanın rızkını çoğaltır. Bir süre önce ziyaretime birisi geldi. "Ben anama çok iyilik ettim ama zengin olmadım" dedi. Kardeşim burada anlatılmak istenen, geçim zorluğu çekmemektir ki, önemli olan budur. Önemli olan, kimseye muhtaç olmayacak kadar malın olmasıdır. En hayırlı mal, yetecek kadar olan maldır. Nice zenginler var ki bir simide hasret. Ana-babaya iyilik edenin ağız tadı olur.
Bir adam anasına demiş ki, "Ana, sen bana ne verdin, süt verdin. Ben sana kilolarca süt vereyim, ödeşelim!" Annesi ağlamaya başlamış, "Ben sana sadece süt mü verdim?.."
Hasta ana-babaya bakmak zordur, insan yaşlandıkça tenkitleri artar, çocuklaşır, amma hep söylüyoruz, CENNET UCUZ DEĞİL! Allah'tan sabır dilersek, işimiz kolaylaşır inşallah. Ömrünü ana-babasına bakarak geçiren kişinin ömrü ne güzel ömür... Bir sahabe, Rasulullah'a "Annem-babam öldükten sonra onlar için yapabileceğim bir şey var mı?" diye sormuş. Efendimiz de "Evet, onlar için dua ve istiğfar etmek, verdikleri sözü yerine getirmek, dostlarına ikram etmek, yakınları onlar vasıtasıyla olan kimseleri ziyaret etmek, ikramda bulunmaktır." buyurmuş.
Evladın ibadeti ana-babaya da sevap kazandırır.
Peygamber Efendimiz (sas) konuyu şöyle özetlemiş:
"Ana-baba, cennetin orta kapısıdır. Dilersen bu kapıyı zayi et, dilersen muhafaza et!"
HEKİMOĞLU İSMAİL
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazarno=1036
| |
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 10.5.2008 - ANNE-BABA HAKKI

ANNE-BABA
Toplum yapısının temeli olan ailenin kurucuları ve en önemli iki unsuru.
Allah'ın insanlardan korunmasını istediği beş kutsal şeyden biri de, neslin devamıdır. Neslin devamını Allah (c.c.), canlıların kabiliyet ve yapılarına göre belli kanunlara bağlamıştır. Neslini devam ettirebilmek için en büyük zorluklarla karşılaşan canlı da insanoğludur. İnsan, canlıların en güçlüsü olmasına rağmen, doğduğu anda en zayıf olanların başında gelir. Bazı hayvan yavruları doğumdan hemen sonra, bir kısmı da kısa bir zaman sonra ayağa kalkabildiği, ihtiyaçlarını gidermeye başlayabildiği hâlde insanoğlu ancak, doğumundan yıllar sonra bu seviyeye gelebilir. Neslin devam edebilmesi için bütün bu zorlukları çeken ana babalardır. Anne, yavrusunu dokuz ay karnında taşır, hamilelik süresince pek çok güçlükle karşılaşır, hayatî tehlikeleri de göze alarak çocuğunu doğurur. Hiç bir şeye gücü yetmeyen bebeğini büyütmek için, uykusundan, istirahatinden, sıhhatinden feragat eder. Nitekim Cenâb-ı Allah şöyle buyurur:
"Biz, insana, ana-babasına iyilikte bulunmayı tavsiye ettik. Özellikle de anasını tasviye ederiz ki, o, kat kat zaafa düşerek ona hamile kalmış, emzirmesi de tam iki sene sürmüştür. Binaenaleyh; bana ve ana-babana şükret. " (Lokman, 31/14). Aile ve çocuğun ihtiyaçlarını temin etmek için baba yılmadan, usanmadan çalışır, yemez yedirir, giymez giydirir. Çocuğun bir yeri ağrısa, onlar daha fazla rahatsız olurlar. Çocuklarının rahatını kendi rahatlarına tercih ederler. Bu zahmetli meşgale, değişik safha ve şekillerde olmak üzere yirmi otuz yıl devam eder. Hatta, ana-babanın çocuğuna gösterdikleri ilgi hayat boyu sürer gider.
Allah'ın, ana-baba ve çocuklar arasında yarattığı sevgi ve saygıdan kaynaklanan işte bu hak-görev ilişkisi, insan neslinin yozlaşmadan, sıhhatli ve sağlam bir şekilde devam edebilmesinin ve vazgeçilmez bir şartıdır.
Ana-babanın çocuklar üzerindeki haklarını şöyle sıralayabiliriz:
1. İtaat (saygı): Çocukların ana-babalarına karşı en önemli görevleri onlara itaat etmek, yapılması haram olmayan isteklerini yerine getirmektir. Cenâb-ı Allah şöyle buyurur: "Biz insana, ana-babasına iyilik yapmasını tavsiye ettik. Bununla beraber, hakkında bilgi sahibi olmadığın (ilah tanımadığın) bir şeyi bana ortak koşman için sana emrederlerse, artık onlara bu hususta itaat etme." (el- Ankebût, 29/8) Bu ayet ashabtan Sa'd b. Ebi Vakkâs hakkında nazil olmuştur. Hz. Sa'd olayı şöyle anlatmaktadır: "Ben anneme hürmet ve itaat eden bir çocuktum, müslüman olunca annem bana:
-Sa'd! bu yaptığın nedir? Ya sen bu yeni dinini bırakırsın, yahut da ben yemem içmem ve sonunda ölürüm. Sen de benim yüzümden; "anasının katili!" diye ayıplanırsın, dedi. Ben; "Anneciğim böyle yapma. İyi bil ki, ben bu dini bırakmam!" dedim. Ve iki gün iki gece bekledim. Kadın ne yedi, ne içti. Bunun üzerine:
"-Vallahi anne, iyi bil ki, senin yüz canın olsa da bunlar birer birer çıksa, ben bu dinimi yine bırakmam. Artık ister ye, ister yeme" dedim. Bu azmimi görünce annem bu direnmesinden vazgeçti. Bunun üzerine yukarıdaki ayet-i kerîme nazil oldu. (Tecrîd-i Sarîh Tercümesi, XII, 121 ) .
Peygamber Efendimiz de bir hadislerinde: "Allah size, annelerinize itaatsizliği... Haram kıldı." (Buhârî, Edeb, 4).
Yukarıda zikredilen ayet ve hadislerden de anlaşılacağı gibi ana-babaların istek ve arzularını yerine getirmek, onlara karşı çıkmamak Allah'ın emridir. Ancak, ana-baba çocuğundan Allah'a karşı gelmesini, O'nu inkâr etmesini, farz kıldığı bir şeyi yapmamasını, haram kıldığı şeyleri yapmasını emrederse; onların bu istekleri yerine getirilmez. Çünkü Allah'a isyan olan hususta, ana-baba da olsa, insanlara itaat edilmez.
2. Ana-babaya iyi davranmak. Allah'u Teâlâ Kur'an-ı Kerîm'de, insanın kimlere karşı görevleri olduğunu sıralarken şöyle buyurur:
"Yüce Rabb'ın şöyle emretti; Yalnız Allah'a ibadet edeceksiniz, ana-babalarınıza iyilik yapacaksınız. Şayet bunlardan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlarsa sakın onlara "öf " dahi deme, yüzlerine bağırma, onlara tatlı söz söyle. Onlara, merhamet belirtisi olarak tevazu kanadını aç da, "Ya Rab, küçüklüğümde bana şefkat gösterdikleri gibi, sen de onlara merhamet et" de "(el-isrâ, 17/23-24)
Peygamber Efendimiz de "kime iyilik yapayım?" diye üç defa soran bir sahabiye, üç defasında da, "annene" cevabını verdikten sonra dördüncü soruda, babasına iyilik yapması gerektiğini söylemiştir. (Buhârî, Edeb, 2; Müslim, Birr, 1).
Ana-baba, çocuklarına yeteri kadar iyilik yapmamış olsalar, hatta bazı zararları dokunmuş olsa da, çocuklar, onlara yine de iyi davranmak mecburiyetindedir. Çünkü insanlar yaşlandıkça çocuklaşır. Çocukluğumuzdaki yanlış ve zararlı davranışlarımızı güler yüzle karşılayanlar bize muhtaç duruma gelince onlara, bize yaptıkları gibi iyi davranmamız aynı zamanda bir şükran borcudur.
3. Maddî ihtiyaçlarını gidermek. Yaşlanıp kendi ihtiyaçlarını temin edemez hâle gelince ana-babaların bütün ihtiyaçlarını temin etmek çocukların görevidir. Bu görev sadece ahlâkı olmayıp, hukuken de vardır. Bu görevini yerine getirmeyen kimse İslâmî yönetim tarafından buna zorlanır. Allah bu görevi evlâtlara yüklemektedir: "Ey Peygamber! Sana ne sarfedeceklerini soruyorlar. De ki, sarfedeceğiniz mal ana-baba, akrabalar, yetimler, düşkünler ve yolcular içindir. Yaptığınız her iyiliği Allah bilir. " (el-Bakara, 2/215).
Ashab-ı Kirâm'dan Ebu'd-Derdâ Hz. Peygamber'in (s.a.s.) kendisine dokuz önemli şey tavsiye ettiğini, bunlardan birinin de; ana-baba da dahil olmak üzere aile fertlerinin ihtiyaçlarını karşılamak olduğunu belirtir. (Buhârî, el-Edebü'l-Müfred, 9) Yine Peygamberimiz, cihada katılmak isteyen bir sahabiyi, ihtiyaçlarından dolayı, ana-babasının yanına göndermiştir. (Buhârî, el-Edebu'l-Müfred, 9).
4. Saygısızlık etmemek. İslâm ümmetinin prensibi büyüklere saygı, küçüklere sevgidir. Saygıya en lâyık olanlar, saygıda kusur etmeyi dahi aklımızdan geçirmememiz gerekenler de ana-babalarımızdır. Bir gün Peygamberimiz (s.a.s.) ashabına;
-"Size, büyük günahların en büyüğünü bildireyim mi?" diye üç defa sordu. Üç defasında da "evet bildir, Ey Allah'ın Resulü" diyen-ashab-ı kirâma bunların sırasıyla; "Allah'a ortak koşmak, ana-babaya karşı gelmek, haksız yere adam öldürmek ve yalan söylemek" olduğunu belirtir. (Buhârî, Edeb, 6).
"Ana-babamı ağlar hâlde terkederek, hicret etmek üzere senin emrini almaya geldim" diyen bir sahabiye Peygamberimiz (s.a.s.):
-"Onlara dön, nasıl ağlattınsa onları öylece güldür, sevindir" der ve henüz müslüman dahî olmayan ana-babasının yanına gönderir.
5. Rızalarını almak. İnsanın dünyadaki en büyük görevi şüphesiz ki, Allah'ın rızasını kazanmaktır. Bundan hemen sonra rızasını almamız gerekenler ise, ana-babalarımızdır. Çünkü, yukarıda geçen ayetlerde de görüldüğü gibi Allah'u Teâlâ, kendisine ibadetten hemen sonra ebeveyne iyiliği emretmiş , Peygamberimiz de (s.a.s.): "Allah'ın rızası, babanın rızasında, gazabı da gazabındadır" (Buhârî, el-Edebü'l-Müfred, 1; Tirmizî, Birr, 3) buyurmuştur. İyilik yapmada babadan önce gelen annenin durumu da, tabii ki böyledir.
Peygamberimiz (s.a.s.) çok öfkeli bir şekilde üç defa, "Yazıklar olsun o kimseye " dediğinde Ashab-ı Kiram; "Kimdir o? Ey Allah'ın Resulü! " diye sorunca;
"Ana-babası veya bunlardan birisi yanında ihtiyarladığı hâlde, Cennet'e giremeyip Cehennem'i boylayan kimse" der. (Müslim, Birr, 9).
Abdullah b. Amr b. el-Âs'ın anlattığına göre, bir adam peygamberimiz (s.a.s.)'e gelerek cihada gitmek için izin istedi. Peygamberimiz de ona; "Annen baban sağ mıdır?" diye sordu. Adam: "Evet", deyince Resulullah (s.a.s.): "O hâlde sen önce onların rızasını almaya çalış, " buyurarak ona bu görevini hatırlattı. (Tecrid-i Sarih Tercümesi, VIII, 377).
6. Kötü söz söylememek. Onları incitecek her tür kötü söz ve davranıştan kaçınmak gerekir. Bu kötü davranışların ebeveyne doğrudan yapılması haram olduğu gibi, onlara kötü söz söylenmesine sebep olmak da haramdır. Cenâb-ı Allah'ın, "Onlara öf dahî demeyin" yasağı yanında Peygamberimizin şu hadis-i şerîfi de çok dikkat çekicidir:
"Bir kimsenin ana-babasına sövmesi büyük günahlardandır".
-Ashab-ı Kirâm: "Bir kimse ebeveynine nasıl söver?" deyince,
-Efendimiz (s.a.s.): "Biri başkasına kötü bir söz söyler, o da tutar bunun ebeveynine söver" diye cevap verdi. (Buhârî, Edeb, 4).
7. Öldüklerinde hayırla anmak, dua etmek. Ana-baba ölmekle onlara karşı olan sorumluluklar bitmez. Onların temiz hatıralarını devam ettirmek gerekir. İnsanları insan yapan da bir bakıma, nesilden nesile miras olarak intikal eden bu güzel duygu ve hatıralardır. Peygamberimizin; "Sevgi, verâset yoluyla kazanılır" (Buhârî, el-Edebü'l-Müfred, 22) hadîsi de bu gerçeği ifade etmektedir. Böylece, nine ve dedelerle torunlar arasında bir sevgi bağı kurulmuş olur. Onları hayırla anmak, bağışlanmaları için dua etmek, Allah'u Teâlâ'nın Kur'an-ı Kerîm'de bize öğrettiği dualardandır; "Ey Rabbimiz! İnsanların hesaba çekileceği kıyamet gününde beni, annemi, babamı ve bütün müminleri bağışla. " (İbrahim, 14/41 ) .
Bir sahabî; "Ölümlerinden sonra da ebeveynim için yapmam gereken bir iyilik var mı?" diye sorunca Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Evet dört haslet vardır:
Onlara hayır duada bulunmak ve Allah'tan, bağışlanmalarını dilemek. Varsa vasiyetlerini yerine getirmek. Dostlarıyla ilişkiyi devam ettirip ikramda bulunmak. Akrabalarıyla ilişkiyi devam ettirmek ki, senin bütün akrabaların ancak onlar vasıtasıyla varolmuştur. (Buhârî, el-Edebü'lMüfred, 19)
Ölümlerinden sonra yapılacak duanın ebeveyne faydasını Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle dile getirir: "İnsan ölünce amel defteri kapanır. Ancak şu üç şeyle sevabı devam eder: Sadaka-ı câriye, insanların faydalanacağı bir ilim ve arkasından hayır dua eden bir evlât" (Buhârî, et-Edebü'l-Müfred, 19).
Ayrıca onlara karşı iyi, güzel olan her davranışta bulunmak, kötü, çirkin her hareketten de sakınmak, onlara karşı olan görevlerimizdendir.
Hayatta ve öldükten sonra ebeveynine karşı görevlerini yerine getiren, onları memnun edip hayır dualarını alan kimse, dünya ve ahiretin en büyük mutluluklarından birini kazanmış olur. Çünkü Peygamberimiz (s.a.s.) böylelerinin bereketli uzun bir ömre sahip olacaklarını, ebeveynin kendileri için yapacakları duaların Allah tarafından mutlaka kabul edileceğini ve Cennet'i kazanacaklarını müjdelemektedir .
Hz. Peygamber (s.a.s.) çocukların ebeveynlerine karşı sorumluluklarının ne kadar büyük olduğunu şöyle dile getirmektedir:
"Çocuk, hiç bir iyilikle babanın hakkını ödeyemez. Ancak onu köle olmuş bir vaziyette bulur da satın alarak hürriyetine kavuşturursa hakkını öder." (Buhârî, el-Edebü'l-Müfred, 6)
Üzerimizde bu kadar çok emek ve hakları olan anne ve babalarımızı sevmek ve onların sevgisini başka şeylerle değişmemek en önemli ahlakî görevlerimiz arasındadır. Bu görev, hayatta iken onlara karşı hürmet, şefkat ve merhamet göstermekle kendilerini hoşnut etmeye çalışmakla yerine getirilir. Gerçek anne-baba sevgisinin, "annemi, babamı seviyorum", demekten ibaret olmadığını, onlara karşı maddî-manevî her türlü görevin yerine getirilerek bu sevginin ispat edilebileceğini unutmamamız gerekir.
Büreyt'den rivayet edilen bir hadîs-i şerifte; adamın biri Kâ'be'yi tavaf ederken annesini omzunda taşıyarak tavaf ettirmiş Resulullah'ın yanına gelerek:
"-Hakkını ödedim mi?" diye sormuş. Resulallah buyurmuşlar ki:
"-Hayır, sana hamile iken alıp verdiği bir nefesin hakkı bile değil."
Bu şefkat dolu tasvirin, insanları anne babalarına teşekküre yönelttiği oldukça açıktır.
Abdullah b. Mes'ud (r.a.) Hz. Peygamber (s.a.s.)'e sordu:
"-Ya Resulullah, amellerin hangisi daha üstündür?" Resulullah:
"- Vaktinde kılınan namaz" buyurdular.
Abdullah b. Mes'ud diyor ki tekrar sordum:
"-Sonra hangisidir?"
"-Anne-babaya iyiliktir" diye cevaplandırdılar.
"-Sonra hangisidir?" dedim.
"-Allah yolunda savaşmaktır. " diye buyurdular.
Hülâsa anneye ve babaya her türlü ikram ve ihsanda bulunmak, onların ihtiyacı olduğu takdirde bütün maddî ihtiyaçlarını gidermek, onlara "öf" bile dememek, onlara karşı daima tatlı dilli olmak, en güzel tavır ve davranışlarla karşılık verip en ufak bir şekilde onları üzmemek bıkkınlığı ifade edebilecek bir tavır takınmamak gerekir. Gönüllerini kıracak en küçük bir sözden bile kaçınmak, her hususta rızalarını kazanmağa çalışmak, onları kendisinden memnun etmek, yaşlandıklarında onların her türlü hizmetine koşmak, hastalık anlarında tedavî ve bakımlarını yaptırmak çocukların görevidir. Hasta veya yatalak hâllerinde onların hizmetlerinde bulunmak Cennet'in kapılarını aralayan bir davranıştır .
Akif KÖTEN
ŞİMDİDEN TÜM ANNELERİN VE GELECEĞİN ANNE ADAYLARININ ANNELER GÜNÜNÜ KUTLUYORUM. |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 9.5.2008 - İşte Geldim Burdayım ve bir yazı...

Esselamü Aleyküm Herkese;
Şu aralar biraz daha iyiyim şükür. Sadece cildimde anlamsız bir kaşıntı ve ellerimde ayaklarımda çıkan yaralar, sivilce gibi batıp çıkan şeyler ne ise onun geçmesini diliyorum. (uyuz olmadım ama bir ara olmuştu ne yalan diyeyim:))) Diğer şikayetlerim şükür ki yok denecek kadar az :) Hastalıklarımız inş. günahlarımızın dökülmesine vesiledir. Hastalık sülalemizde dolaşıyor. Önce halamdı, sonra babam, annem, amcam derken biz çocuklar da nasiplendik hamdolsun. Diyorum böyle biri geldi biri gitti safer ayını tam eda edemedik mi yeterince acaba? Hayırlısı diyelim. Tabi Rabbimiz bilir. Biraz daha iyiceyim mesajlarınız için ayrıca teşekkür ediyorum. Başlangıç olarak bilgisayarımda bulunan yazımı aktarıyorum.Bazen daraldığımda ve yalnızlık hissettiğimde hemen ya kağıt kaleme yada bilgisayarda Word belgesine yada günlüğüme sarılırım :) Bilgisayarımda kim bilir ne zaman karaladığım bir yazımı buldum.
Sizinde güzel düşüncelerinizi almak isterim...
Allah'a emanet olun Hayırlı Cumalar
***
Zavallı bacaklarım öyle yorgun, öyle güçsüz, öyle zayıf ki… Bazen bir adım atmaktan aciz, yürümekten aciz… O kadar ürkek ki bazen… İstiyorsun yürüyemiyorsun. Bir adım atamıyorsun. Başlatamıyorsun bir adımı…
Allah CC için bir adım atmak bu kadar mı zor oysa?
Düşünsenize Ey arkadaşlarım, kardeşlerim birine hiç durup dururken bir şey verdiniz mi? Hani karşılık beklemeden, hiçbir şey istemeden tamamen art niyetsiz bir şey verdiniz mi? Ufacık bir hediye ya da ne bileyim… Ne kadar kötü olursa olsun karşındaki! Yine de o insanın durduk yere ihtiyacını giderdiniz mi? O kadar kötü o kadar kötü ki bu şahıs size zamanında çok zulmetmiş ya da sizi öyle kırmış öyle kırmış ki içinizden gelerek ona yinede koşar mısınız yardıma ihtiyacı olduğunda?
Belki merhamet edersiniz, belki istemeyerek yaparsınız yardım edersiniz, belki nefretle bakar önünden yürür gidersiniz, belki kat be kat fazlasını çektirirsiniz yaptıklarına karşılık. Kim bilir dayanamaz çeker vurursunuz belki. Bilindik insan manzaraları hep bunlar... hep hayatın içinden, yaşanılan şeyler bunlar…Değil mi Canlar!?
Fakat düşünsenize Ey Canlar bizi yaratan Rabbimiz böyle bir durumda ne yapıyor? Bizim O’nu defalarca kırmamıza rağmen bize merhamet ediyor. Yaptıklarımıza sabrediyor. Çünkü O merhametlilerin en merhametlisi, sabredenlerin de en sabırlısıdır. Öyle bir sabrı alıyor mu aklın senin? Dön bir bak bakalım arkana… Almadan veren hep O! Öyle merhametli ki Rabbimiz zalimlere karşı öyle sabırlı ki Rabbimiz biz ufacık bir şey gördüğümüzde lanet okuyup, o kötülerin helak olmasını dilerken O hep sabrediyor! Ve bekliyor… bekliyor…bekliyor…bekliyor…Bir gün teşrif edersin huzuruna diye hep bekliyor…Gitmiyorsun ama yinede sana her şeyini saçıyor hiç bir şey vermediğin halde, dua bile etmekten acizken sen! sana karşılıksız rızık veriyor... ve sen ne yapıyorsun?! Yetmiyor sana verilenler. Bir de üstüne söyleniyorsun, homurdanıyorsun. Bu durumda sen nankör olmuyor musun?
Sorgula bakalım şimdi kendini. Kaç yaşındasın? Bu yaşına kadar ne yaptın? Nasıl yaşadın? Bu güne kadar kaç tane gönül fethettin. Kaç tane arkadaşın var? Bugünün dünden iyi mi? Her geçen gün geriliyor musun yoksa ileriye doğru yürüyor musun veya yerinde mi sayıyorsun? Öyle bir ömür yaşa ki bugün dünden daha güzel olsun. Her geçen gün yeni bir şeyler öğrenmeli ve hayatına geçirmelisin. Eğer ki geriliyorum, yerimde sayıyorum, bir şeyler öğrenmiyorum ya da öğrenemiyorum diyorsan o zaman soruyorum. Hangi dünyayı seçiyorsun? Ebedi hayatı mı? Yoksa yalan dünyayı mı? Ya da yapacağım ama hazır değilim mi diyorsun. Peki, soruyorum yarın için senedin var mı? Yapma be Ey can yalan dünyaya kanma. Uyma şu şeytana, kanma artık şeytanla arkadaş olmuş nefsine… Bırak terk et her şeyi… Allah için bir adım at… Ufak bir adım örneğin… Genelde yapılması gerekip yapılması unutulan bir şey… Ne gibi mi?
Mesela her zaman şükretmelisin ya hani. Düşün bakalım en son ne zaman gerçekten şükrettin? Şükretmekten uzak bırakıyor şeytan bizi dimi? Yaşadığımız her şeyi öyle bir sorun yumağı haline getiriyor ki elindeki güzellikleri fark edemiyorsun bile. Göremiyorsun onları. Onlar ne mi diyorsun? Hep kötüyüm hep sorun mu var diyorsun? Baksana bir kendine... Gözlerin görüyor, kulakların duyuyor, yürüyebiliyorsun. Bunlardan biri olmasaydı ne yapardın? Biz şükür nedir bilmiyoruz. Rabbimize şükrümüzü yeteri kadar eda edemiyoruz. Edemeyiz de… Çünkü o kadar kusursuz ve mükemmel ki organlarımız, ne yapsak ne etsek de Rabbimize bunların karşılığını veremeyiz. Şöyle örnek vereyim:
“Bir zat-ı muhterem hayatını hep ibadetle geçirmiş ve öldükten sonra Rabbin huzuruna çıktığında. Allah cc sormuş:
-Ey kulum sana nasıl muamele edeyim? Merhametimle mi? Yoksa ibadetlerinle mi?
O şahıs öyle güvenmiş ki ibadetine “Yarabbi demiş bana ibadetlerimle muamele et.”
Sorgu-sual esnasında bir bakıyorlar adamın yaşantısı boyunca gece-gündüz yaptığı ibadetler Rabbinin ona verdiği sayısız nimetler karşısında o kadar az kalmış ki adam bu yüzden cehenneme götürülecekmiş. O zatın yaptığı ibadetler, Allah’ın o kuluna verdiği tek bir gözün dahi şükrünü ödemeye yetmemiş!
Sonra dönmüş demiş ki Allah’ım ne olur bana merhametinle muamele et. Allah CC ona merhametiyle muamele ettiğinde cennetteki yerine kavuşmuş.
İbadetlerimizi yapıp Allah’ın merhametine sığınarak umutla bekleyeceğiz. Çünkü Allah CC buyururlar ki : “Kulum beni nasıl bilirse Ben onun karşısına ahirette öyle çıkarım”
Vaden henüz dolmamış ve bir şansın daha varken, bu tek şansını kaçırma.. E hadi ama! Şimdi durma zamanı değildir. Çalışma zamanıdır. Sen ki Allah’a inanıyorsun. Namazın kılınması gerektiğini de biliyorsun. Be mübarek o zaman hala neyi bekliyorsun?! Bir baksana giden geri geliyor mu? Ve bir gün ölüm kapını gelip habersizce çaldığında seni feryat figan götürürlerken mezara ne yapacaksın? Yalnız başına ne yapacaksın o karanlık çukurda bembeyaz bir top kefenin içinde. Şaka mı geliyordur nedir bunlar anlamadım ki?
Diyorsun ki bir defa geliyorum dünyaya. Yaşayacağım elbet. Karışma bana bırak beni kendi halime… Yüreğimden dökülen namelerdi bunlar. İçimizde bazı şeyleri tek başına paylaşmadan yaşamanın ne anlamı var ki? Dimi? Hem birşeyler biliyorsak ve bildiklerimizi paylaşmıyorsak, ahirette gelip hesabını sormazlar mı, nedenn neden anlatmadın? Madem biliyordun neden anlatmadın? Layikıyle yapamıyorsam, bazı şeyler nefsime ağır geliyorsa belki sen yaparsın diyedir bunlar.
Benim nefsime çıkardığım paye vardır. Dilerim sizlerinde vardır.
Selametle…
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 29.4.2008 - KISA BİR ARA...

Selamün Aleyküm
Arkadaşlar bu aralar yaşadığım rahatsızlıklardan ötürü bir müddet bloğumla ilgilenemeyeceğim... Bu yüzden ara vermek durumundayım. Dualarınızı esirgemeyin inş.
Hepiniz Allah'a emanet olun...
NOT: Çektiğiniz salavat, okuduğunuz yasin-i şerif, hatim vs. varsa, kısacası Efendimiz'e (SAV) hazırladığınız hediyeleri bildirirseniz çok sevinirim. 30.Nisan.son arkadaşlarım. Sizlere bir müddet uğrayamayabilirim... Herşey için Rabbil Alemin razı olsun inş. Allah-u Teâla...
Selametle... |
Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 28.4.2008 - Allah'a iman ettiği halde Hz. Muhammed'e inanmayan kimse

Soru Hiç bir dine inanmayan ancak sadece bir tanrının var olduğuna inanan ve yanlızca ona kulluk eden kişi cennete girebilir mi? Kur'an ve Muhammed Peygamber bu konu hakkında görüş bildir mişmidir?
Cevap
Cennete girmenin birinci şartı Allah’a ve Onun en son elçisi olan Hz. Muhammed'e iman etmektir. Bu nedenle Hz. Muhammed'in Peygamberliğiyle ilgili gerekli bilgiyi aldığı halde inanmayanlar cennete giremez.
Ancak İslamdan haberi olmayan herkes mutlaka cehenneme gidecek diye bir şey de yoktur. Bu nedenle islamdan haberi olmayanların sorumlu olmayacaklarını da bilmenizi isteriz.
Peygamberimizin (a.s.m.) gönderilmesinden sonra, onun davetini duymayanlarla ilgili olarak İmam Gazalî'nin insanları üç sınıfta incelediğini görmekteyiz:
1. Peygamberin (a.s.m.) davetini duymamış, kendisinden haberdar da olmamıştır. Bu sınıfa giren insanlar kesin olarak ehl-i necat olup Cennetliktir.
2. Peygamberin (a.s.m.) davetini, gösterdiği mucizeleri ve güzel ahlâkını duymuş olmakla beraber îman etmemiştir. Bu sınıf kesin olarak azaba uğratılacaktır.
3. Peygamberin (a.s.m.) ismini duydukları halde, aleyhinde yapılan menfî propagandalardan başka bir şey duymadıklarından, kimse onlara doğruyu söyleyip onları teşvik etmediğinden alâka duymamaktadırlar. Bunların da ehl-i necat olacaklarını, yani Cennete gireceklerini umarım, demiştir.
Konuyla ilgili detaylı bilgi almak için tıklayınız:
sorularlaislamiyet.com sitesinden alıntıdır. |
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 24.4.2008 - En Kutlu Hediyeler :)
Selamün aleyküm Arkadaşlarım;
14-20 Nisan arası bildiğiniz üzere Kutlu Doğum Haftasıydı. Şuanda hafta olarak değil ay olarak kutlanıyor çok şükür. Kim bilir ilerleyen zamanda belkide bir mevlana yılı kutlanıldığı gibi Kutlu doğum yılıda kutlanabilinir:)
O ki bizim dünyaya gelmemize bir vesiledir. Rabbi Rahim Hz. Adem 'in (AS) tövbesini Efendimiz'in mübarek ismini andığı için kabul ediyor ki; ne diyor (Cennetten kovulup, Havva anamızdan ayrı düştüğünde) :
-Ya Rabbi beni Muhammed'in yüzü suyu hürmetine affeyle.
Rabbi Rahim diyor.
-Ya Adem sen Muhammed'i nereden biliyorsun ben henüz O'nu yaratmadım diyor.
Hz. Adem'de (As):
-Ya Rabbi Cennetin kapısında adının yanında yazıyordu oradan gördüm. Şüphesiz ki sen bir ismi yanına yakıştırdıysan O senin için çok önemli olmalı o yüzden O'nun adı için tövbemi kabul et. Diyor.
Rabbimiz de:
-Evet ya Adem eğer O olmasaydı şüphesiz seni de yaratmazdım.
diyerek bizim O'nun için dünyaya geliş vesilesi olmamızı göstermiş oluyor.Efendimiz'in alemlere rahmet olarak gönderildiğide bir başka bildiğimizdir. Canım Efendim'e (SAV) keşke layık bir ümmet-i Muhammed olabilsek. İsmi alınınca yürekler titrese... O'nun aşkıyla yansak, tutuşsak... Hoca Efendimizin hep "Medine'nin Gülü" adlı şiiri aklıma gelir.Efendimiz dediğimde...(Özellikle şu kısmı:)
"Keşke her an aşkınla oturup aşkınla kalksam, Rûhlar gibi yükselip de ufkunda dolaşsam; Bir yolunu bulup gönlünden içeri aksam.. Keşke her an aşkınla oturup aşkınla kalksam"
Hoca Efendinin yorumuyla dinlemek için tıklayınız:
http://video.google.com/videoplay?docid=7191678095772036444
Evet Efendimiz'e ne yapsak ki boş. Bende şirketteki arkadaşlarımla paylaşmak adına, nacizane aşağıdaki hediyeleri hazırladım cuma günü için :) Bir hafta öncesinden Efendimiz'le ilgili kitaplar aldım hepsine..Güllerini hazırladım. Tabi canım Eşiminde çok desdeğini gördüm. Allah razı olsun canım. Rabbi Rahim seni Efendimiz'e komşu eylesin inş. Allah-u Teâla...
Sonra turta için hazırlık yaptım. Eve geç geldiğimden ötürü hazırla, pişir, süsle derken 2'de yattım veeeeeeeee işe 9:10'da gittim :) Eşimle aynı yerde çalışıyoruz haliyle ikimizde geç kaldık :) Efendimiz'in güzel ahlakı ile ilgili kartela almıştım onlardan fotokopi çektim, üstüne iliştirdim derkeeeen, aşağıdaki görüntüler çıktı ortaya:) Sizlerle de paylaşmak istedim.
Arkadaşlarımın yüzündeki tebessüm bana yetti çok şükür. Cuma saati çalışmadığımız için arkadaşlarla toplanıp birşeyler yapma imkanı bulabiliyoruz şükür. Bu yüzden çok şanslıyız elhamdülillah. Erkeklerde zaten Cuma namazına gidiyor mecburen bayanlar kalıyor:) Bizde 10 kişi birşeyler yapıyoruz işte...
Allah kabul etsin. Birlikte daha nice nice kutlu doğumlara inş. Allah-u Teâla...
Hepinizi çok seviyorum :)




|
Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|